GARAUDY, Roger hakkında bilgigaraudy, roger nedir nasıl çalışır kimdir GARAUDY, ROGER kimdir nedir nerededir

GARAUDY, Roger

GARAUDY, Roger hakkında bilgi, ansiklopedik kaynak. Nedir, kimdir, nerededir, nasıl çalışır, nedenler, ne zaman sorularına cevap arayanlara, garaudy, roger hakkında bilgi.

Fransız siyasetçi, bilim adamı ve yazar. 1913’te Marsilya’da doğdu. İlk orta ve yüksek tahsilden sonra felsefe agrejesi (öğretim görevlisi) oldu. Marksist fikirlerin etkisinde kalarak ateşli savunuculuğunu yaptı. Gizli örgüt kurmak suçundan 1940’ta tutuklanarak gönderildiği kampta ayaklanmaya elebaşılık yaptığı için kurşuna dizilmek istendi. Ancak komutanın ’Ateş!’ emrine uymayan Cezayirli askerler sayesinde hayatı kurtuldu. Askerlere; ’Niçin ateş etmediniz?’ sorusuna bir çavuş; ’Bir Müslüman savaşçı için, silahsız birine ateş etmek şerefsizliktir!’ cevabını vermesi Garaudy’in İslam kültürüne yönelmesine sebeb oldu. Fakat komünist fikirleri savunmaya devam etti. 1945’te Fransız Komünist Parti Merkez Komite üyeliğine getirildi. Her iki Kurucu Mecliste de (1945-1951) Tarn Milletvekili olarak vazife yaptı. 1953’te Maddeci Bilgi Teorisi (Théorie Matérialiste de la Connaissance) adlı doktora tezini verdi. Fransız Komünist Partisi siyasi büro üyesi seçildi. Seine bölgesini Mecliste (1956-1958), sonra Senatoda (1959-1962) temsil etti. Clermont-Ferrand ve Poitiers Üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Fransa’da komünist sistemin ateşli savunucusuydu. Üniversiteden siyaset kürsülerine kadar Fransızlara ve batı dünyasına Marksizm’i anlattı. İnsanların kurtuluşunun yalnız bu sistemle olacağını savundu. Fransız komünistlerinin en büyük ruh mimarı sayıldı. Nerede komünistlerin düzenlediği bir miting, konferans ve seminer varsa oraya koştu. Katoliklik ve Hıristiyanlığa karşı kalemiyle ve hitabetiyle büyük mücadele verdi. Daha sonra Marksçı inceleme ve araştırma müdürü olarak vazife aldı. Bu vazifesi sırasında Hıristiyanlarla diyaloğu başlattı ve bu konuda çeşitli kitaplar yazdı. Aforozdan Diyaloğa (1965), Yirminci Yüzyıl Marksçılığı (1966) adlı eserleri bunlardandır. Roger Garaudy, 1968 Çekoslovakya olaylarından sonra Fransız Komünist Partisi idarecilerini Varşova Paktı birliklerinin Çekoslovakya’ya müdahalesini onaylamamalarına rağmen gerçekte SSCB’yi desteklemekle ve Stalinci metodlara başvurmakla suçladı. Şubat 1970’te FKP siyasi bürosundan ve Mayıs 1970’te de parti üyeliğinden atıldı. O tarihten başlayarak düşüncelerini Marksçılıkla Hıristiyanlığın orta noktasında birleştirmeye çalıştı. Bu dönemde; Ertelenen Özgürlük (Liberdé en Sursis), Marksçılar ve Hıristiyanlar Karşı Karşıya (Marxistes et Chrétienes Kace á Kace), Sosyalizmin Büyük Dönemeci (Le Grand Tournant du Socialisme), İşte Gerçekler (Toute la Vérité), Erkek Sözü(Parole d’homme), Umut Projesi (Projet Espérance), Yaşayanlara Çağrı (Appel aux Vivants) ve Kadının Yükselişi İçin (Pour l’avénement de la Femme) adlı eserleri kaleme aldı. Hıristiyanlıkla sosyalizmin ortak noktalarını araştırıp yazmaya çalışması sebebiyle geniş kitlelerin ilgisini çekti. Tertiplenen çeşitli konferanslara, panellere ve ilmi toplantılara katılan Roger Garaudy’in ruhundaki fırtınalar dinmedi. Seneler önce tutuklu bulunduğu sırada, kurşuna dizileceği esnada Cezayirli Müslüman askerin; ’Bir Müslüman savaşçı için, silahsız birine ateş etmek şerefsizliktir!’ diyerek komutanın ’Ateş!’ emrine uymaması Roger Garaudy’i İslamiyetle ilgili araştırmaya sevk etti. Senelerce yaptığı araştırma, inceleme ve karşılaştırmadan sonra 8 Nisan 1983 günü Libya’nın Bingazi Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda İslamiyeti kabul ettiğini açıkladı. Hıristiyan ve komünist dünyasında şok tesirine sebeb olan Roger Garaudy’in Müslüman oluşu haberi Batının sanat, edebiyat ve siyaset çevrelerinde bomba gibi patladı. Haber ajanslarının telekslerinde dünyaya ulaşan bu haberle Kremlin müthiş sarsıldı. Çünkü Garaudy uzun zaman Fransa’daki komünistlerin en büyük akıl hocası olarak tanınan bir bilim adamıydı. Roger Garaudy İslam dinini seçmekle şereflendiğini şu sözleriyle dünyaya ilan etti: ’İslam, çağları arkasından sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yani, İslam dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi, değiştirildi. Kur’an-ı kerim ise indirildiği günden beri her zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar bunca savaşların bıraktığı korkunç, sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır. İslam materyalizme de pozitivistlerin görüşüne de ekzistansiyalistlere de hakimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, İslama hakim değildir. İslamın büyük Peygamberi; «Yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya çalışın!» derken, her şeyi anlatmıştır. İslam hem maddeye, hem de manaya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslam: «İlim Çin’de de olsa gidip bulunuz.» «İlim ve fen müminin kaybolmuş malıdır, ara ve bul.» diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İslam, dünyayı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyayı sarsmıştır. İslam dinine göre, insan hayatının anlamı yüce Allah’a imandır. İslam toplumu, iman esasları üzerine kuruludur. Komünizm ve kapitalizmin insanlara huzur vermediğini bizzat yaşayarak öğrendim. Bir arayış sonrası İslamiyetle şereflendim ve şimdi çok mutluyum. İslamiyetin kendinden önceki vahiyleri ve peygamberleri kabul eden cihanşumullüğünü gördüm. Müslüman olmaya karar verdim. Medine’de hazret-i Muhammed’in meydana getirdiği toplum, ne kan üzerine kuruldu ne de tarım toplumlarında olduğu gibi toprağa dayalı veya Yunan sitelerindeki gibi pazara dayalı toplum kesimine kuruldu. Sadece bir iman sevgi toplumu meydana getirdi ve netice itibariyle herkese açık bir toplum meydana getirdi. Allahü tealayı her şeyden üstün kabul etmezsek, insanı bu şekilde, yani kul olarak değerlendiremezsek bir yere varamayız. İşin esas püf noktası da burada. Hayatın anlamı da, çok şükür benim de kavuştuğum imanlı olmaktır. Bize bugün yeni dünya düzeni adı altında empoze edilmek istenen fikir, sömürgeciliğin meydana getirdiği şiddet, haksızlık ve adaletsizlikler düzeninin devamıdır. Hani İnsan Hakları Beyannamesi, hani eşitlik, hani adalet? Batının ortaya koyduğu demokrasi, mal, mülk sahipleri için vardır. Zenginler için vardır. Siyahlara karşı beyazların, kölelere karşı efendilerin demokrasisi vardır. İslam insanı, mahlukların efdali ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrafı, gösterişi ve lüksü yasaklayan; kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan; biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak hükümleri içinde aktaran; faizi, tembelliğe sebeb olduğu için yasaklayan ve gayrimeşru serveti böylece imha eden bir sistemler manzumesidir. İslam, halife ile kölenin aynı hakka sahib olmasını mecbur kılmıştır. Deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir hadisedir: Hazret-i Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehre giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman, devenin yularını halife çeker, zaman zaman da köle... İşte adalet ve hukukta İslamın devrimidir bu.