KAFİR hakkında bilgikafir nedir nasıl çalışır kimdir KAFİR kimdir nedir nerededir

KAFİR

KAFİR hakkında bilgi, ansiklopedik kaynak. Nedir, kimdir, nerededir, nasıl çalışır, nedenler, ne zaman sorularına cevap arayanlara, kafir hakkında bilgi.

Alm. Ungläubiger (m), Fr. Infidèle (m), İng. Unbeliever, infidel. Allahü tealayı ve O’nun gönderdiği dinin esaslarını kabul etmeyen, beğenmeyen, inanmayan. Kafir lügatta; ’örten, inkar eden, gizleyen ve çiftçi’ manasınadır. Divan edebiyatında siyah rengi, sevgilinin saçını ve rengini bildirmek için mazmun olarak kullanılır. Dini bir tabir olan kafir, son peygamber Muhammed aleyhisselamın, Allahü teala tarafından bildirildiğini söylediği, sözlerinden birine veya hepsine inanmayan, doğru olduğunda şüphe eden kimseye denir. Daha önce gelen peygamberlerin sözlerini beğenmeyen kimselere de denir. Allahü teala, her asırda insanlara bir peygamber göndererek, kendisinin razı olduğu yolunu göstermiştir. Dünyada ve ahirette huzur ve saadete kavuşmak isteyen herkesin bu peygamberlere uymasını emretmiştir. Peygamberlerine itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu haber vermiştir. Nitekim Kur’an-ı kerimde Nisa suresi 80. ayetinde mealen; ’Kim o peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiştir.’ buyurdu. Her peygamber, ya bir din getirmiş veya daha önce gelen dinin esaslarını tekrar hatırlatarak uyulmasını tebliğ etmiştir. Her asırdaki insanlardan, kendi zamanındaki peygambere tabi olan, inanan kimseye ’mümin veya Müslüman’ denir, inanmayana da ’kafir’ denir. Hazret-i Adem zamanında yaşayan insanların, O’nun sözlerine inanması, tabi olması gerekiyordu. O’nun bildirdiklerine inanmayan ’kafir’ olurdu. Hazret-i Nuh zamanındakilerin de, Nuh’a inanmaları şart olup, O’na inanmayanlara kafir denirdi. Son Peygamber Muhammed aleyhisselam gelinceye kadar hep böyledir. Hazret-i Musa zamanında yaşayan ve O’na tabi olanlar mümin idi, inanmayıp yüz çevirenler kafir oldu. Hazret-i İsa gelince, herkesin O’na inanması emrolundu. Muhammed aleyhisselam gelince, kıyamete kadar herkesin, O’nun peygamberliğine inanması ve O’na tabi olması emrolundu. İslam dinine göre O’nun sözlerinden birini reddeden, beğenmeyen kafir olur. Çünkü O’nun bütün sözleri Allahü tealanın O’na vahyettikleridir. Cebrail adındaki melek vasıtasıyle bildirdikleridir. (Bkz. Vahiy) Allahü teala tarafından gönderilen her din, insanlara saadet, kurtuluş yolunu göstermek için gönderilmiştir. İlahi olan bütün dinlerde iman esasları hep aynı idi. İbadetlerde ve dünya hayatını ilgilendiren bazı muamele bilgilerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliği bizzat Allahü teala yapmıştır. İnsanların, Allahü tealanın gönderdiği dinde değişiklik yapmak veya kaldırmak yetkisi yoktur. Bununla beraber Yahudilik ve Hıristiyanlık dinleri insanlar tarafından bozulmuş ve Allah’tan gelen şeklini koruyamamıştır. Kıyamete kadar hiç bozulmayacak ve değiştirilmeyecek olan İslam dini, insanlara gönderilen son dindi. O’nun peygamberi Muhammed aleyhisselam da son peygamberdir. İman etmiş olmak için bu dini kabul etmek ve O’nun peygamberine tabi olmak lazımdır. Allahü teala Kur’an-ı kerimde mealen; ’Muhammed (aleyhisselam)in getirdiği İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allahü teala sevmez ve kabul etmez. Din-i İslama arka çeviren, ahirette zarar görecek, Cehenneme girecektir.’ (Al-i İmran suresi: 15) ve; ’Muhammed’e (aleyhisselam) inanıp, ahirete yarayan işleri yapanlara, Allahü teala, vaad ettiklerini verecek ve ayrıca çok ihsan yapacaktır. Allahü tealaya ibadet etmeyi, yani Muhammed (aleyhisselam)e itaat etmeyip aşağılık, gericilik sanıp, kendilerine asri ve münevver diyerek), büyüklük taslayanlara çok azab edecektir. Kendilerini herkesin üstünde sanan bu kafirler, kendilerini Cehennemden kurtaracak bir yardımcı, Allahü tealadan başka bir kuvvet sahibi bulamayacaktır.’ (Nisa suresi: 173) buyrulmaktadır. İslam dinine göre yeryüzünde beş isim altında kafir bulunmaktadır: 1. Asli kafir: Kafir olan kimselerin çocuğudur. Kafir olarak büyümüştür. Kafir olduğunu söyler. Muhammed aleyhisselamın peygamber olduğuna inanmaz. Bunlar da ikiye ayrılır: Kitaplı kafir: Ehl-i kitap da denir. Allahü teala tarafından gönderilmiş bir kitaba inanırlar. Fakat bu kitabın aslı bozulmuştur. Yahudiler Tevrat’a ve Hıristiyanlar da İncil’e inandıkları için kitaplı kafirdirler. Allah hakkındaki inanışları yanlış ve bozuktur. Kur’an-ı kerime ve hazret-i Muhammed’in peygamberliğine inanmadıkları için kafir oluyorlar. Kitapsız kafir: Allah tarafından gönderilen hiçbir kitaba inanmayan, bozuk, eğri ve sapık yollara inanan ve Allahü tealanın varlığını hiç kabul etmeyen kafirdir. Bunlar kıyamette, tekrar dirilmeye de inanmazlar. Putlara, heykellere tapınan kafirlere (müşrik) denir. Müşrikler, Budistler, Brehmenler, Mecusiler, Komünistler ve Masonlar vs. kitapsız kafirdirler. Mürted: Müslümanken, dinden çıkan, kafir olan kimsedir. Müslümanken yapmış olduğu ibadetlerin ve iyiliklerin hepsi yok olur. Ahirette ona fayda vermezler. Tekrar Müslüman olursa affolur, tertemiz mümin olur. (Bkz. Mürted) Münafık: Müslümanları aldatmak için Müslüman gözüken kimsedir. Müslüman olduğunu söylediği halde Müslüman değildir. Başka bir dindedir. Kalbi ile kafirdir. Münafık, diğer kafirlerden daha fenadır. Müslümanlara zararı daha çoktur. (Bkz. Münafık) Zındık: Müslüman olduğunu söylediği halde, hiçbir dine inanmayan kimsedir. Müslümanları dinden çıkarmak, dinleri içerden yıkmak için bozuk inanışlarını Müslümanlık olarak tanıtır. Ahirette tekrar dirilmeye inanmaz. Kadıyaniler, Behailer sapık yolda bulunan ve kendilerini Bektaşi diyerek tanıtan Hurufiler böyledir. 5. Mülhid: Müslüman olduğunu söylediği ve kendisini Müslüman sandığı halde, sapık inanışı
sebebiyle kafir olan kimsedir. İbadetleri yapar. Haramlardan sakınır. Fakat Kur’an-ı kerime mana
verirken doğru yoldan (Ehl-i sünnet itikadından) o kadar çok ayrılmıştır ki, imanı gideren, kafirliğe
sebeb olan inanışları vardır. Şiilerin Nusayri ve İsmaili fırkaları ve Vehhabiler böyledir. Kendisini
mümin, Sünnileri, yani doğru imanlıları ise kafir olarak tanıtmaya çalışırlar. Müslümanlara zararları
çoktur. İslamiyete göre kafirler Cehenneme girecek ve sonsuz yanacaktır. Dünyada yaptığı iyiliklerin hiçbiri, ahirette ona yaramayacak, onu Cehennemden kurtaramayacaktır. Ölmeden önce Müslüman olursa affolur. Bütün kafirler, İslamiyetin ve Müslümanların düşmanıdırlar. Kafirlere ibadet emredilmemiştir. Bir Müslüman kadın, kafirle evlenemez. Kitab ehli olan Hıristiyan ve Yahudilerin kızları ile Müslüman erkeklerin evlenmesine izin verilmiştir. Mürted olan (dinden çıkan) erkek ve kadınla Müslümanın evlenmesi yasaktır. Kafirlerin adetlerini yapmak, onlara benzemek niyetiyle olmazsa ve haram veya kötü adetler değilse, faydalı şeyler ise, yapılabilir. Onlara uymak için olur veya haram ve fena şeyler ise, haram olur. Kafirlerin ibadetlerini, ibadet olarak yapmak, dinin kafirlik alameti saydığı şeyleri zaruret ve zorlama olmaksızın kullanmak İslam dinine göre küfür olur, imanı giderir. Yahudi ve Hıristiyanların bağladıkları zünnar denilen kuşağı bağlamak gibi. İslam dininde, kafirlerin dini yaşayışlarından yüz çevirmek, onlardan uzak durmak ve onların ayinlerine katılmamak her Müslümanın vazifesidir. Müslümanlığın izzet ve şerefini korumak için, kafirleri tazim etmemek, büyük bilip saygı göstermemek lazım olduğu bildirilmektedir. Nitekim Allahü teala Kur’an-ı kerimde, Al-i İmran suresi, 149. ayetinde, kafirlere kıymet verenlerin ve onlara tabi olanların aldandıklarını ve pişman olacaklarını bildirerek, mealen; ’Ey benim sevgili peygamberime (sallallahü aleyhi ve sellem) inananlar! Eğer, kafirlerin sözlerine aldanıp da, Resulümün yolundan ayrılırsanız, kendilerine Müslüman süsü veren din düşmanlarının uydurma ve yaldızlı sözlerine kapılarak, imanınızı çaldırırsanız, dünya ve ahirette ziyan edersiniz.’ buyurdu. Kafirlerden birçok kimselerin, nimetler içinde yaşadığı görülüp, mahrum kalmadıkları zannediliyorsa da, bunlarda nimet olarak görülenler, hakikatte azap ve felaket, Allahü tealanın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibetlerdir. O kimseleri harab etmek ve onların daha çok azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Kur’an-ı kerimde mealen; ’Kafirler, mal ve çok evlat gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor? Peygamberime inanmadıkları ve İslam dinini beğenmedikleri için onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp musibet olduğunu anlamıyorlar.’ buyrulmaktadır (Mü’minun suresi: 55-56). Hak tealadan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, şeker hastasına verilen tatlılar ve helvalar gibidir. Onu bir an evvel helake sürükler. Sonsuz saadete kavuşmak için, kafir olmaktan sakınıp hakiki Müslüman olmak lazımdır. KAFİYE; Alm. Reim (n), Fr. Rime (f), İng. Rhyme, rime. Mısra sonlarında, iki veya daha çok mısra arasında, değişik manada olan kelime ve eklerin heceleri arasındaki ses benzerliği. Arapça olan kelime; tabi olan şey, her şeyin son tarafı manalarını taşımaktadır. Kafiye, mısraların doğuşlarına yardım ettiği gibi, mısralardaki ortak ahengin yürüyüşünde de ayak vazifesi görür. Türk edebiyatının genel akışı içinde kafiye daima önemli bir unsur olmuştur. Son devir serbest nazımcıları onu kullanmamakta ısrar ederek, edebiyattan silmeye çalışmışlarsa da, yine de mısraların kuruluğunu gidermek için kafiyeye sarılmak zorunda kalmışlardır. Nazımla beraber doğan kafiye bir kenara itilecek veya temelli ortadan kaldırılacak bir şey değildir. Divan edebiyatının başından Tanzimat edebiyatının sonuna kadar ’göz kafiyesi’; Servet-i Fünun edebiyatının başından bugüne kadar ise, ’kulak kafiyesi’ kullanılmıştır. Göz kafiyesi, kafiye teşkil eden kelimelerin yazılışlarının da aynı olmasına denir. Kulak kafiyesi ise, kafiye teşkil eden kelimelerdeki seslerin benzemesi demektir. İslamiyetin kabulüyle Arap alfabesi yazı hayatımıza girince; divan edebiyatı sanatkarlarımız bu alfabenin tesirinde kalarak kafiyeyi harflerin şekillerine bağlamışlardır. Yani kafiye olan kelimelerden ilki hangi harfle biterse, ötekilerin de aynı cins harfle bitmesi lazımdır. Mesela; kafiye olan kelimelerden ilki ’kef’ denilen harfle bitmişse, ondan sonraki kafiye kelimeleri de kef harfiyle bitmek zorundadır. Servet-i Fünuncular göz kafiyesi düşüncesini söküp atmaya çabaladılar. Göz kafiyesini müdafaa eden Muallim Naci ve taraftarlarıyla Servet-i Fünuncular arasında şiddetli çatışmalar oldu. Hasan Asaf ismindeki şairin şu beytindeki: Zerre-i nurundan iken muktebes, Mihr ü maha etmek işaret abes. kafiyeli olan Muktebes-abes kelimeleri her ne kadar sesçe benzeşiyorlarsa da, Arap harfleriyle yazılışları birbirine uymuyordu. Muktebes kelimesinin sonundaki harf ’se’, abes kelimesinin sonundaki harf de ’sin’ idi. Göz kafiyesi kaidesine göre kafiyeli olmayan bu kelimeler, kulak kafiyesi kaidesine göre kafiyeli kabul ediliyordu. Aslında seyrek de olsa bu durum divan edebiyatımızda da görülüyordu. Ancak eski edebiyatımız göz tarafındaydı. Halk Edebiyatımızda ise kafiye, bir ses aracı olarak kullanıldı. Daha çok yarım kafiye olmak üzere; redif, zengin kafiye ustalıkla işlendi. Bu durum, edebiyatımızın başlangıcından zamanımıza kadar aynı şekilde sürüp geldi. Edebiyatımızda yaşayan kafiye şekilleri şunlardır: 07 a) Redif: Söylenişleri ve manaları birbirlerinin aynısı olan ek, kelime veya kelime gruplarıdır. Redif, dünyada yalnız Türk edebiyatında vardır. Önceden redif ve kafiye iyi bilinmezse parçaların ne oldukları ve kafiyeleri ayırmakta güçlük çekilir. Kafiyeler daima redifin ardında bulunur. Redif, Türk halk edebiyatı sanatçıları tarafından çok kullanılmış ve sevilmiştir. Hatta divan edebiyatında bazı kasideler rediflere göre adlandırılmışlar ve şöhret kazanmışlardır, bunlardan, döne döne, su, nergis, sözüm redifli kasideler meşhurdur. Redif, birkaç sesten meydana geldiği gibi, aşağıdaki beyitte görüldüğü üzere tek ses de olabilir: Kurban edip vücudumu ben rah-ı millete Terk eyledim hayatımı fikr-i hamiyyete Namık Kemal Redif, kelime halinde ise şöyledir: Vur pençe-i Ali’deki şemşir aşkına Gülbang-i asmanı tutan pir aşkına Yahya Kemal Redif; bir kelime olabileceği gibi, kafiyeye bağlı bir ek ve bir kelimeden de meydana gelebilir: Oturmuş ak gelin taşın üstüne Taramış zulfünü kaşın üstüne Bir selamı geldi başın üstüne Dadaloğlu Redif, birden fazla kelimede olabilir: Gel söyleşelim cümle geçen demleri cana, Gayrına ebkem der idin şimdi ne dersin. Gördün mü nedir, akibet-i cinnet-i nahvet, Evvel kime adem der idin şimdi ne dersin. Sami Bazan da redif bir mısraı kaplar, asıl kafiye mısranın başında tek kelimede kalacak şekilde kullanılabilir. Fakat bu redifi kullanmak edebiyatımızda iyi karşılanmamıştır: Safa-yı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim, Vefa-yı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim. Bazan da redif mısra hatta iki mısra halinde de bulunabilir. Bu tür rediflere nakarat denmektedir. Nakarat rediflere türkülerde çok rastlanır: Bir bülbülcük konmuş dağlar başına, Sal Allahım sal sılama varayım. Şahin yuva yapar kendi başına, Sal Allahım sal sılama varayım. Halk edebiyatımızın malı olan redif, divan edebiyatı şairlerimizce de benimsenmiştir. Hatta bazı kasidelerin redifleri kendilerine isim olmuştur. Fuzuli’nin su redifiyle yazdığı’Su Kasidesi’ gibi: Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su Kim bu denlu dutuşan odlare kılmaz çare su Fuzuli b) Yarım kafiye: Kafiye görevinde bulunan kelimeler arasında tek bir sessiz sesin benzeşmesidir.
Harf, sesin yazıdaki şekil haline denilmesi sebebiyle harf benzeşmesi denilmemektedir. Sessiz sesler
yarım kabul edilir: Salınır tuba dalları Kur’an okur hem dilleri Cennet bağının gülleri Gezer Allah deyu, deyu Yunus Emre Yukarıdaki şiirde, kafiye aranan kelime köklerinde sadece ’l’ sesleri benzeşir. Sonraki ’l’ redife aittir. Kafiye daima kelime kökünde aranır; köke bağlı ekler rediftir. c) Tam kafiye: Bu tür kafiyede bir sessizle birlikte, bir de sesli benzemekte, yahut sadece bir sesli
benzemektedir. Kimseye baki değildir, mülk-i dünya, sim ü zer, Bir harab olmuş gönül tamir etmekdir hüner. Bu beyitte, zer ve hüner kelimeleri birbirleriyle kafiyelidir. Kelimelerdeki uygunluk gösteren sesli ve sessizler ’e ile r’ sesleridir. Bunlardan öncekilerde uyum yoktur. Bu şekildeki kafiyeler tam kafiyedir. ç) Zengin kafiye (Mukayyet kafiye): İkiden fazla ses benzerliği yapılan kafiyedir. Bu tür kafiyede en az üç sesin uygun olması şarttır. Uyum sağlayan seslerin, sesli ve sessiz olarak sıralanışlarında bir şarta bağlılık yoktur. Benzeşen sesler üçten fazla olduğu zaman zenginleşme artar: Varlığın bilmek, ne hacet kürre-i alem ile Yeter isbatına, halk ettiği bir zerre bile Bu mısraların sonlarındaki ’i, l, e’ sesleri belli bir ses uyumu meydana getirmek suretiyle zengin bir kafiye olmuştur. d) Cinaslı kafiye: Aslında kafiye karakteri taşımayan mısra sonlarındaki cinaslı sözlere denir. Cinas;
söylenişleri ve ses bakımından birbirlerinin aynı olan, fakat mana itibariyle ayrılan kelimelere denir. Bu
kafiye türü bazı divan şairleri tarafından kullanılmış olmasına rağmen daha ziyade manilerde önemli bir
yer tutar: Kara gözler, kara gözler Kararmış, kara gözler Gemim deryada kaldı Yelkenim kara gözler Bu dörtlükteki ’kara gözler’ kelime grubundan birinci ve ikinci mısralarda bulunanlar ’siyah gözler’ manasını, dördüncü mısrada ise ’kara’yı; yani ’toprak’ı gözlemek manalarını taşımaktadır. Bu şekilde düzen alan kelimelere cinaslı kafiye denir. e) Seci (Kafiyeli nesir): Türk nesrinde cümle veya cümlecik sonlarında rastlanan kafiye çeşitlerine
denir. Divan edebiyatındaki ismi seci, halk edebiyatında ise kafiyeli nesirdir.