KALORİMETRE hakkında bilgi, ansiklopedik kaynak. Nedir, kimdir, nerededir, nasıl çalışır, nedenler, ne zaman sorularına cevap arayanlara, kalorimetre hakkında bilgi.
Alm. Warmemasstechnik, Kalohemethe (f), Fr. Calohemèthe (f), İng. Claroimetry. Isı ile ilgili büyüklükleri ölçme bilgisi. Isının ölçüldüğü alete ’kalorimetre’ denir. Isı, başka cisimler üzerinde meydana getirdiği etkiye dayanarak dolaylı olarak ölçülür. Bu etkilerden en çok bilinenleri; 1) Bir maddenin hacminde sıcaklıkla meydana gelen artma, 2) Bir maddede durum değişmesine sebeb olma, 3) Enerjiye dönüşme olarak verilir. Isı ölçümünde ilk gerekli olan şey birimin tesbit edilmesidir. Böyle değişik birimler ortaya atılmıştır. Buz kalorimetresi: En basit ısı ölçü birimi, bir kilogram buzu eritmek için gerekli ısı miktarıdır. Birime dayanan ölçme şeklinde, bir buz kütlesi alınır. İçinde bir oyuk açılır. Mesela belirli bir sıcaklıktaki bir cismin sıfır dereceye inmek için vereceği ısıyı ölçmek için, o cisim bu oyuğa konulur ve üstü bir buz tabakasıyla kapatılır.Konulan cismin sıcaklığı sıfır dereceye bir müddet sonra iner. Sonra meydana gelen su alınarak tartılır. Cismin sıfır dereceye inmek için vereceği ısı su haline geçen buzun erimesi için gerekli olan ısıya eşit olacağından, kilogram cinsinden ölçülen su ağırlığı ısı miktarını verir. Daha sonra Joseph Black tarafından kullanılan bu alet, Pierre Laplace tarafından geliştirilmiştir. Robert W. E. Bunsen ise, bu aleti iki hazneli yaparak daha da pratik hale getirmiştir. İç hazne ısısı ölçülecek cisim için olup, dışta bulunan ve iç hazneyi çeviren haznede buz ve su karışımı bulunur. Dış hazneye bir kapiller boru bağlanmıştır. Ayrıca aleti, dış tesirlerden korumak için bütün dış hazne buz parçacıklarıyla sarılmıştır. Çalışma durumunda dış haznedeki buz ve su karışımı tamamen dengede olup, ne erime ve ne de donma mevcuttur. Isısı ölçülecek cisim, iç hazneye konulduğunda buz-su karışımındaki buzlar erimeğe başlar. Eriyen buz miktarı bu haznede meydana gelen hacim değişikliğinden ve bu ise eklenmiş bulunan tüpteki seviye değişikliğinden anlaşılır. Bu değerden, cismin sahib olduğu ısıya geçmek mümkündür. Buhar kalorimetresi: Bir kilogram buharın yoğunlaşıp aynı sıcaklıkta su haline dönüşürken verdiği ısı da, başka bir ısı birimi olarak tarif edilir. Bugünkü durumuna fizikçi John Joly’in çalışmalarıyla gelmiştir. Hassas bir terazinin bir kefesine sahib olduğu sıcaklığı ölçülecek cisim konur. Cismin sıcaklığı kendisini saran buharın sıcaklığına çıkarken, buharın bir kısmı cisim üzerinde yoğunlaşır. Daha sonra cisim tartılarak yoğunlaşmış olan buharın ağırlığı bulunur. Bu kadar buharın yoğunlaşması için gerekli olan ısı miktarı, cismin bulunduğu sıcaklıktan, buharın sıcaklığına gelmesi için gerekli olan ısı miktarına eşit olacaktır. Kab kalorimetresi: Değişik bir ısı birimi de, belirli bir su kütlesinin sıcaklığını 1°C artırmak için gerekli olan ısı miktarı olarak tarif edilir. Bu birim oldukça yaygın olarak kullanılır. Yaklaşık olarak mesela, bir kilogram suyu 32°C’den 33°C’ye çıkarmak için gerekli olan ısı miktarı 99°C’den 100°C’ye çıkarmak için gerekli olana eşittir. Ancak daha kesin bir tarif yapmak için bu bir kilogram suyu, 15°C’den 16°C’ye çıkarmak için gerekli olan ısı miktarı olarak tarif edilir ve kilokalori olarak isimlendirilir. Bu birim sisteminde başka bir birim de ’Joule’dür ve bu saniyede bir watta veya 107 erge eşdeğerdir. Diğer benzer bir birim de, 1 pound (0,454 kg)luk suyun 59°F’den 60°F’ye çıkarmak için gerekli olan ısı miktarı olarak tarif edilir ve ’Btu- Biritish thermal Unt’ olarak isimlendirilir. Bu birimle bir cismin sahib olduğu ısıyı ölçmek için dışarıya karşı tamamen yalıtılmış kapta bulunan suya atılır. Suyun sıcaklığındaki artma ölçülür. Buradan ısı miktarı hesap edilir. Herhangi bir yakıtın ısı kapasitesini bulmak için yakıt, hava geçirmeyen, içinde bol oksijen bulunan bir kaba konulur. Bu kap su ile çevrilmiş olup, suyun sıcaklığındaki yükselme ölçülerek ısı miktarı hesap edilir. KALP; Alm. (an) Herz (n), Herz , Gemüt (n), Fr. Coeur, sentiment (m), İng. Heart. Ritmik kasılmalarıyla kan dolaşımını sağlayan, dolaşım sisteminin temel organı. ’Yürek’ ve ’gönül’ olarak da bilinir. Görevinin öneminden dolayı, canlı varlıkların hayat merkezi olarak kabul edilir. Lügatte, ’değiştirmek, çevirmek veya değişmek, çevrilmek’ manalarına kullanılır. Arapça gramer kaidesi olarak kalp, (vav) veya (ya) harflerinin (elif) harfine çevrilerek okunmasına denir. İnsan ve hayvan vücudunun bir parçası olan kalp, kulakçık ve karıncık adı verilen, kanın toplandığı odacıklar ihtiva eder. Balıklarda kalp iki odacıklıdır. Yüreklerinde kirli kan bulunur. Karıncıktan bir aortla çıkan kan, temizlenmek için solungaçlara gider. Buradan temiz olarak vücuda dağılır. Kurbağalarda üç bölmelidir. Üstte iki kulakçık, altta bir karıncık bulunur. Temiz ve kirli kan karıncıkta karışır. Vücutlarında karışık kan dolaşır. Sürüngenlerde de kalp üç gözlüdür. Karıncıkta yarım bir perde bulunmasına rağmen vücutlarında kısmen de olsa karışık kan dolaşır. Kuş ve memelilerde kalp dört bölmelidir. Üstte iki kulakçık (atriyum), altta iki karıncık (ventrikulus) mevcuttur. Her insanın kalbi, kendi yumruğu büyüklüğünde olup, yumurta veya çam kozalağı şeklindedir. Göğüs boşluğunda, sol akciğerde bulunan oyuk kısma yerleşmiştir. Sol memenin altında ve iki parmak aşağısında bulunur. Elimizi sol memenin altına koyduğumuzda yüreğin atışını duyabiliriz. Adına ’gönül’ denilen kalp başkadır. İnsandaki ’Kalb-i hakiki’ budur. Yüreğe de ’kalb-i sanevberi’ denir. Kalb-i sanevberi veya yürek: Miyokard denilen özel bir çizgili kastan, bunu örten perikard adlı bir yürek dış zarı ve endokard adlı bir yürek iç zarından meydana gelmiştir. Sağ kulakçıkla sağ karıncık arasında üç parçalı bir kapakçık bulunur. Yukarı doğru kapanan, aşağı doğru açılan bu kapakçığa üçlü kapakçık (triküspit) denir. Sağ karıncıktan, küçük dolaşım için akciğer atardamarı çıkar. Sol kulakçıkla sol karıncık arasında da ikili kapakçık (mitral) mevcuttur. Sol karıncıktan da aort çıkar. Yürekten çıkan aort ve akciğer atardamarlarının çıkış yerlerinde yarım ay şeklinde üç parçadan yapılmış sigma kapakçıkları bulunur. Bunlarla beraber yürekte toplam olarak dört kapakçık bulunmaktadır. Kapakçıkların tek yönlü açılması, kanın tek yönde ilerlemesini sağladığı gibi, geri dönüşünü de engeller. Aortun çıkış yerinde, sigma kapakçıklarının üstündeki kısımdan iki küçük atardamar ayrılır. Bunlara yüreği besleyen koronorler adı verilir. Biri yüreğin ön yüzünü diğeri arka yüzünü besler. İnsandaki ve hayvandaki canlılığın menbaı, kaynağı kalptir. Buradan çıkan kan, damarlar vasıtasıyla bütün vücuda dağılır. Böylece vücut hareket, canlılık kazanır. Çalışması durunca, hayat biter, ölür. Vücut fabrikasının çalışma merkezi kalptir. Yani yürektir. Kalbin tekallüsü (kasılması), yumruk sıkmak gibi, basit bir sıkışma olmayıp, kanın hareketi istikametinde giderek kalbin ucunda nihayetlenen bir titreşim dalgası şeklindedir. Böyle bir kasılma dalgası yarım saniye devam edip, saniyenin altıda biri kadar süren bir aralıkla tekrar eder. Bu tekrarlar kalp faaliyetinin nizam ve ahengidir. Kalbimiz günde yüz bin defa çarpıp, yüz bin defa, bir saniyenin altıda biri kadar zaman istirahat eder. Yani, günde beş saate yakın dinlenir. Demek ki, ortalama bir insan ömrü altmış sene kabul edilirse, böyle bir insanın kalbi, on iki sene kadar istirahatte kalır. Kalp her çarpışında 100 cm3 kan çekerek, günde damarlara 10.000 litre kan gönderir. Buna göre kalp, her darbesinde, bir kilo ağırlığı yarım metreye kaldıracak kadar iş yapmaktadır ki, bir insan, kendi kalbinin kuvveti ile işlemekte olan bir asansörle, bir saatte, yerden bir apartmanın beşinci katına çıkabilecektir. Yani insan kalbi 1/375 beygir kuvvetinde bir motordur. Parmağımızı, bileğin iç yüzünün alt kısmına bastırdığımızda nabız atışını duyarız. Nabız atması, bize kalbin çarpmasını gösterir. Nabzın dakikadaki adedi vücudun kan ihtiyacına tabidir. Bu sebeple nabız kuşlarda, dakikada ortalama 200, insanda 75, atta 35, filde 25’tir. Birkaç aylık çocuk kalbi büyük insanın iki misli çarpar. Nabız adedi, sıcak havada azalır. Kalp, bir otomobil gibi olmayıp, bir elektron motoru gibidir. Kanda erimiş tuzlardan biri olan potasyum atomu radyoaktiftir. Bir insanda otuz gram potasyum olup, hergün bir milyar elektron neşreder. Kalbin giriş kapısında bir sinir makinesi vardır. Bu makina, tıpkı bayram yerlerinde çocukların atış tecrübelerinde mermi hedefe isabet edince, hedef olan cisimde hareket meydana geldiği gibi, bir elektron isabeti ile, kalbi harekete getirir. Kalbten çıkan kan, damarlarla vücudun her tarafına dağılır. Bu damarlar çok sağlamdır. Kalbe bağlı aort (epher) damarı, yirmi atmosfer basınca mukavemet eder.Lokomotifler, 10-16 atmosferlik buhar tazyiki ile işlediğinden, yanmaktan korunabildiği takdirde bu damarlarla lokomotif boruları yapılabilecektir. Damarlar, kalpten uzaklaştıkça dallara ayrılır, yani incelir. En ince damarlara kapiller denir. Kapiller bir kıldan elli defa daha incedir. İğne kalınlığındaki bir et parçasında bin kapiller vardır. Bir insanda elli kilo adale bulunduğuna göre, kapiller adedi kolay hesaplanabilir. Her kapiller, ortalama yarım milimetre uzunluğundadır. İnsandaki bütün kapiller ucuca konursa, dünyayı dört defa saracak bir boru elde edilir. Herbirinin ağız genişliği yanyana getirilirse 60.000 m2 bir yüzey meydana gelir. Halbuki en büyük olan epher (aort) damarının ağız genişliği beş santimetre karedir. Epherden ve bütün kapillerden aynı zamanda geçen kan miktarı eşittir. Zira, epherdeki kan birkaç metre süratle aktığı halde, etrafta sürat azalarak kapillerde hemen hemen sıfır olur. Kan, yarım milimetre uzunluğundaki kapillerden bir saniyede geçer. Bu saniye içinde gaz alış-verişi olup, geri döner. Kan, kalp içinden 1,5 saniyede geçmekte, 5-7 saniyede ciğerleri, 8 saniyede dimağı, 18 saniyede elleri, ayakları dolaşmaktadır.Yani bir kan hücresi, yirmi dört saatte, üç bin defa kalpten vücuda gönderilmektedir. İş esnasında veya ateşli hastalıklarda kalbin çarpma kuvveti azalınca, kan sürati iki misline kadar artar. Kalb-i hakiki veya gönül: Bu kalp, yani gönül, sadece insanda bulunur. Yürek denilen bir parça ette bulunan nurdan bir kuvvettir. Yürek, kalb-i hakikinin yani gönlün yuvası gibidir. Yürekte bulunan nurdan kuvvete ’kalb-i hakiki’ denir. Hakiki kalp, Rabbani, ruhani bir latife olup, cisim olan kalp, yani yürek ile bağlılığı vardır. Bu latife insanın hakikatıdır. İnsanda Rabbini tanıyan, iman edip, ibadet yapmaktan zevk duyan odur. Allahü tealaya muhatab olan odur. İnsanın kalbi nazargah-ı ilahidir. İman etmek veya inkar etmek kalple olur. Kalp, yani gönül, mahlukların en üstünü en şereflisidir. Kalp, insanın özü, hülasasıdır. İnsanda bulunan her şeyi kendinde topladığı için çok kıymetlidir. Allahü tealaya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Bu sebeple mümin olsun, asi olsun hiç kimsenin kalbini incitmemelidir. Zira Allahü tealayı en çok inciten , küfürden sonra, kalp kırmak gelir. Kalp Hastalıkları: Yürek denilen kalp, çok hassas bir organdır. Küçük bir hastalıktan zarar görür. Yüreği besleyen koroner damarların bir pıhtıyla tıkanması halinde ’kalp enfarktüsü’ denen çok tehlikeli bir hastalık ortaya çıkar. Bu rahatsızlıktan dolayı kalp kası yeterli derecede beslenemediğinden zamanla bozulur. Bunun sonucunda göğüste şiddetli ağrılar duyulur. Buna ’göğüs anjini’ denir. Göğüs anjini, kalp enfarktüsü sonucudur. Şiddetli kalp enfarktüsleri öldürücüdür. Halk arasında kalp enfarktüsü, ’kalp yetmezliği’ olarak da bilinir. Sağ ve sol kulakçıklar arasındaki perde üzerinde çukurca bir nokta bulunur. Bu nokta, bebek ana karnındayken delik halinde olur. Bebek doğmadan önce bu delik kapanır. Nadir durumlarda delik kapanmaz. Çocuk, kulakçık perdesi delik olarak doğar. Bu durumda, sağ kulakçıkta bulunan kirli kanla sol kulakçıktaki temiz kan karışır. Bu tip hastaların rengi mavimtrak görünür. Bunun için bu hastalığa ’mavi hastalık’ adı verilir. Bu hastalıkların tabipleri, tıp doktorlarıdır. Tıp ilminde, bu hastalığı tedavi etmek için birçok usuller ve aletler geliştirilmiş ve geliştirilmektedir. Gönül denilen manevi kalp de böyledir. Bazı afetlere uğramakla zarar görür ve helak olur.Kalbin bozulmasına sebeb olan bu afetlerin en tehlikelisi dinsiz olmak, imandan ayrılmaktır. Küfür, imansız olmak, kalp hastalıklarının en kötüsüdür. Bu hastalığın ilacı, Allahü tealaya inanmak ve Muhammed aleyhisselamın peygamberliğini tasdik etmektir. Bundan başka cahillik, kızgınlık (gazap), kin, haset (kıskanma, çekememezlik), hırs, tamah, kibir (büyüklenmek) gibi kötü huylar da kalp hastalıklarındandır. Böyle olan kalp hastalığının tabipleri de, Allah adamı olan hakiki İslam alimleri ve velilerdir. İlacı da, bu alimlerin İslamiyeti anlatan, öğreten sözleri ve yazılarıdır. Kalp hastalıklardan temizlenip iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalp bozuk olunca, bütün uzuvlar, organlar hep kötü iş yapar. Hadis-i şerifte; ’O (kalp) iyi olunca, bütün beden iyi olur. O bozuk olursa, bütün beden bozuk olur.’ buyruldu.