KALP KRİZİ hakkında bilgi, ansiklopedik kaynak. Nedir, kimdir, nerededir, nasıl çalışır, nedenler, ne zaman sorularına cevap arayanlara, kalp krizi hakkında bilgi.
Alm. Herzanfalt (m), Fr. Crise (f), cardiaque, İng. Heart attack. Kalp adalesini besleyen koroner damarlardan birinin veya birkaçının (tıkanma, daralma veya geçici spazma bağlı olarak) ani yetersizliği neticesinde, kalp adalesinin bir bölümünün ölmesi veya yetersiz beslenmesiyle neticelenen ve göğüste özel bir ağrı ile kendini gösteren hastalık. Kalp krizine sebeb olan en büyük faktör, damar sertliğidir (Bkz. Atardamar Sertliği). Damar sertliği vücuttaki bütün atardamarları etkilediği gibi koroner arterleri de etkilemektedir. Bu hastalık yıllarca devam etmekte, hiçbir önleyici tedbir alınmadığı takdirde kalp krizi ile sonlanabilmektedir. Fakat genellikle kalp krizi ortaya çıkmadan önce göğüs ağrıları ile karakterize, angina pektoris denen haberci bir hastalık tablosu ortaya çıkmaktadır.Küçük yaşlarda başladığı ileri sürülen damar sertliği, genellikle 40 yaşından sonra angina pektorisle kendini göstermektedir.Tipik angina pektoris şöyledir: Hasta bir güç sarf ettiğinde (yürümek, koşmak, merdiven çıkmak), sinirlendiğinde ani olarak iman tahtasının gerisinde bir ağrının olduğunu söyler ve elini yumruk yaparak yerini gösterir. Yani ağrı tek bir noktada değildir. Ağrı baskı tarzında bir ağrıdır. Özellikle sol kola, çeneye, boyna ve hatta karna ve sağ kola da yayılabilir. Bazan çenede diş ağrısını andırabilir. Bu ağrı nöbeti genellikle 1-10 dakika kadar sürer. Dinlenme ile ve nitrit denen ilaçlarla çabucak geçer. Angina pektorisin kesin teşhisi, nöbet esnasında çekilen bir elektrokardiyografi ile konulur. Bu hastaların çoğu, birtakım tedbirlerle oldukça sağlıklı ve rahat bir hayat sürerek yıllarca yaşayabilirler. Fakat bu hastalarda daima kalp krizi ve buna bağlı ani ölüm tehlikesi vardır. Kalp krizinin diğer sebepleri arasında yüksek tansiyon, kalp kapaklarındaki darlıklar, koroner damarların kendiliğinden uzun süreli olarak kasılarak daralması (spazm) da sayılabilir. Ayrıca koroner arterlerin kalpten gelen bir pıhtı, bir yağ parçası veya hava kabarcığı ile tıkanması da kalp krizine nadir de olsa yol açabilir. Kalp kasının ölmesi için, koroner arterin ileri derecede yetersiz hale gelmesi gerekir. 100 gr kalp kası, canlı kalabilmek için dakikada 1,3 ml oksijene ihtiyaç duyar. İstirahat halindeki bir kalbe ise yaklaşık olarak dakikada 100 gramına 8 ml oksijen gelir. Bu yüzden normal koroner kan akımının % 10-15’i mevcut olsa bile kalp kası ölmeyecektir. Kalp krizi ile hastada görülen durumlar: En belirgin olanı göğüs ağrısıdır. Bu ağrı, yukarıda anlatılan angina pektorise benzer. Farklı olarak, şiddeti daha fazladır, dinlenmekle, ilaç almakla geçmez, ısrarla devam eder. Hasta soğuk soğuk terler, arasıra bulantı-kusma da eşlik eder. Hasta şiddetli bir ölüm korkusu içerisindedir. Ağrı bazan kısa süreli olabilir, çoğu zaman yarım saati geçer veya saatlerce sürer; günlerce devam ettiği de olur. Hastalar son haftalar veya günler içinde patlak veren ilk angina pektoris nöbetlerinden veya eski nöbetlerin son zamanlarda sıklaşıp ağırlaştığından bahsederler.Hastalar bazan gerçek bir ağrı duymadıklarını ifade ederler ve göğüslerinin ortasında bir sıkıntı, bir huzursuzluktan söz ederler. Fakat bir kalp krizinin gerçekten hiç ağrısız oluşu, çok nadir bir durumdur. Nabzın dolgunluğu ve hızı normal olabilir. Fakat ritm bozukluğu sık görülür. Tansiyon genellikle yavaş yavaş düşer. Ara sıra kalpte, dinleme cihazı ile üfürüm denen ses duyulur. Nadiren krizden 24 saat sonra 38°C’yi bulan bir ateş görülebilir. Bu belirtilerin çoğu birkaç gün içinde kaybolur, devam etmeleri hastalığın ağrılığına bağlıdır.Hastanın durumu ve elektrokardiyografi ile kolayca teşhis konulur. Ayrıca kanda bazı enzimlerin (serum kreatin fosfokinaz, serum glutamik oksalasetik asit tansaminaz vb.) yükselmesi de yol göstericidir. Hastalığın gidişi: Hastalığın erken döneminde birtakım istenmeyen durumlar ortaya çıkar. Bunları şöyle sıralayabiliriz. Kalbin ritm ve iletim bozuklukları: Hastaların % 95’inde ortaya çıkar. Bunların yarısı kadarı üstünde durulacak kadar mühim değildir.Kalbin hızlanması, yavaşlaması, kulakçıkların düzensiz titremeleri (fibrilasyon), karıncıklarda normal dışı kasılmalar, karıncık titreşimleri (fibrilasyonu) olabilir. Karıncık fibrilasyonu hayatla bağdaşmaz, önlenemezse ölümle sonlanır. Şok: Cilt, soğuk ve terlidir. Eller ayaklar morarmıştır. Hasta bitkin ve durgundur. Tansiyon düşüktür. Genellikle ölümle sonlanır. Sol kalp yetersizliği: Vakaların üçte ikisinde 48 saat içerisinde yerleşir. Kan, akciğerlerde birikince; öksürük, yatarken rahatsızlık hissi, solunum zorluğu, cilt ve dudaklarda morarma gibi belirtiler ortaya çıkar. Kalp yetmezliği, kalp kasının kasılabilme gücünün azalması sonucu meydana gelir. İlerlerse ve önlenmezse kalpten atılan kan miktarı azalacağı için, hasta şoka girer ve ölür. Sağ kalp yetmezliği de görülebilir. Akciğer enfarktüsü: Kalp krizini izleyen 2-3 gün içerisinde hastada ani bir tansiyon düşüklüğü veya sağ kalp yetmezliği tesbit edildiği takdirde akla gelir. Göğüs ağrısı ve kanlı balgam da bulunur. Kalp kasının yırtılması: Kalp krizinden sonra ölümlerin % 10 kadarı özellikle yaşlılarda, sol karıncık duvarının yırtılması sonucu görülür. Öldürücüdür. Papiller adale yırtılması: Kalp karıncığında bulunan parmaksı adaleler de, kas ölümü neticesinde yırtılabilir. Şayet ölüm olmazsa, mitral kapak yetersizliği şeklinde kendini gösterir. Kalp krizinin geç döneminde de birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkabilir: İkinci bir kalp krizi öldürücü olabilir. Tekrarlayan ağır kalp ritm bozuklukları. Kalp karıncığının dışa doğru balonlaşması (ventrikül anevrizması):Hastaların % 10-20’sinde görülür. Tehlikeli olabilir. Omuz-el sendromu:Hasta sol kolunu ve sol omuzunu oynatmaktan korktuğu için ortaya çıkar. Omuz hareketleri sınırlıdır, omuz mafsalı ağrılı ve hassastır. El ve parmaklarda şişme görülür. Kalp krizi geçirenlerin dörtte biri daha ilk dakikalarda ölür. ilk dakikaları atlatanların da % 20-40 kadarı bilahare ölmektedir. Bu ölüm oranı, hastaların yaşına, öteden beri kalp damar hastalıkları olup olmadığına, geçirilen enfarktüsün genişliğine ve zamanında tıbbi müdahale yapılıp yapılmamasına bağlıdır. Ölümlerin % 60’ı ilk iki güne dağılır. Bütün kalp krizi geçiren vakıalar gözönüne alınırsa, % 80-90’ı en azından bir sene, % 75’i en az beş sene, % 50’si 10 sene ve % 25’i en az 20 sene yaşar. Bundan sonra yeni bir kriz veya ani ölüm tehlikesi her zaman için sözkonusu olmakla beraber, ilk krizden sonraki seneler uzadıkça bu tehlike gittikçe azalır. Vak’aların büyük bir kısmı krizin başından itibaren üç ay sonunda ve kriz atlatan vak’aların tamamı altı ay içinde, krizden önceki işlerinin başında olmalıdırlar. Tedavi: Kalp krizi teşhisi konulan hasta, derhal sırtüstü yatırılır, güç sarf etmesi önlenir. Hasta evdeyse en kısa zamanda hastaneye nakledilir. İlk yapılacak iş, hastanın ağrısını dindirmektir. Bu maksatla dolantin veya morfin gibi güçlü analjezikler zerk edilir. Gerekirse sakinleştirici iğne yapılır. Tehlikeli ritm bozukluklarına karşı tedbir alınır. Hasta, bir ’koroner bakım ünitesinde’ devamlı kontrol altına alınır. Monitör cihazından kalbin durumu devamlı olarak izlenir. Gerekiyorsa hastaya oksijen verilir, serum takılır. Eğer kalp yetmezliği ritim bozukluğu vb. komplikasyonlar ortaya çıkmışsa tedavi ona göre ayarlanır. Hastanın diyeti de tanzim edilir. Kabızlık kesinlikle önlenir. Genellikle ilk bir hafta mutlak yatak istirahati uygulanır. Bilahare durum iyiye gidiyorsa, hasta rahat bir koltuğa oturabilir, daha sonraları birkaç adım atmasına müsaade edilir. Bu hastalar 3-4 hafta içinde hastaneyi terk edebilirler. İstirahat ve rehabilitasyon programı hastadan hastaya değişir. Kalp krizlerinde ilk birkaç saat zarfındaki en korkulu komplikasyon olan birden ölüm probleminin halli yönünden acil tedavi imkanlarını toplayan geçici ekipler düzenlenmiştir. Bunlar derhal hastanın evine koşmakta ve ilk tedaviye orada başlamaktadır. Gerekli müdahaleyi yapıp, hastaları bundan sonra en ideal şartlarla hastanelere nakletmektedirler. Bu acil ambulans servis personelinin de özel olarak yetişmiş kişilerden kurulması gerekmektedir. Bu sistem batılı ülkelerde işlemektedir. Ülkemizde de sistemin yerleştirilme çalışmaları devam etmektedir. Kalp krizlerini önlemek pek mümkün olmasa da, en azından uygun bir tedavi, uygun bir diyet ve bazı hususlara dikkat etmek suretiyle geciktirmek mümkündür. Özellikle 40 yaşını geçen şahıslar, hiçbir şikayetleri olmasa da kalp yönünden belirli peryotlarla muayene edilmelidir. Damar sertliği tesbit edilenler, angina pektorisi olanlar devamlı olarak belirli ilaçları kullanmalı, sigara ve alkol almamalı ve riski artırıcı diğer faktörlerden uzak durmalıdırlar. Günümüzde kalp damarı tıkanıklıkları için anjyoplasti (balon metodu) ve kalp pompası gibi ameliyatsız yeni yeni tedavi yolları uygulanmakta ve geliştirilmektedir. KALP PİLLERİ; Alm. Herzschrittmacher, Fr. Entraineur (m), İng. Pace-makers. Düzenli uyarılar göndererek, kalbin pompalama görevini düzgün biçimde sürdürmesini sağlayan özel pil. Bütün kaslar, elektriksel uyarılara duyarlıdır; ama, kalbin duyarlığı, bunların çoğundan fazladır. Kalp uyarıcıları üç grupta toplanır: En basitinden en karmaşığına kadar bütün hayvanlarda bulunan tabii düğümsü doku; beden dışında yer alan ve hastanelerde geçici olarak kullanılan dıştan takma elektronik kalp uyarıcıları; ameliyatla bedene yerleştirilen minyatür kalp pilleri. Düğümsü doku, uyarı sayısını bedenin ihtiyaçlarına göre düzenler. Mesela bir yetişkinin kalbi, uyku anında dakikada yaklaşık olarak 55-65 vuruş yapmasına karşılık, ağır işler sırasında kalbe gelen kan miktarında artış olduğundan 100’den fazla vuruş yapabilir. Aşırı çaba gerektiren geçici dönemlerde, vuruş sayısı dakikada 200’ü aşabilir. Kalbin vuruş sayısının yapılan ağır işle orantılı olarak artması, dokunun oksijen ihtiyacının karşılanabilmesi içindir. Kalbin bir bozukluk sonucunda uyarı almaması, pompalama işlemini durdurmasına yol açar. Dıştan takma pil: Aniden meydana gelen tehlikelerde ve geçici durumlarda kullanılır. Dıştan takma kalp pili, bir toplar damara yerleştirilerek kalbin sağ karıncığına uzatılan ve ameliyatla yerleştirilen ince boru (kateter) yardımıyla çalışır. Kateter muhtevasında, elektriki yönden hassas, uyarıcı, cihazlar vardır. İçe takılan kalp pili: Bu modellerin bazılarında cihaz, hastanın göğsüne band gibi bir tutucuyla yapışır ve yalnızca elektrotların bedenin içine yerleştirilmesi gerekir. Cihaz kendisi için gerekli olan gücünü, göğüste ve cepte taşınan veya kemere takılan pillerden alır. Beden içine yerleştirilen kalp pilleri, 1950 yıllarının sonlarında kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan uzun süreli kullanım sırasında gösterdikleri özellikleri hala araştırma safhasındadır. Beden içine yerleştirilen piller yıllarca bozulmadan çalışmalı, uzun ömürlü olmalı (günümüzde bu süre 3-4 yıldır); devre, çok az akımla çalışacak biçimde düzenlenmeli; çıkıştaki uyarıcı gerilim, pilin durumundan ve değişmelerden etkilenmemelidir. Bu özelliklerin yanısıra, cihazın çevresindeki koruyucunun, beden sıvılarını sızdırmayacak biçimde olması, elektrot sisteminin de mekanik ve elektronik açıdan güvenilir olması gerekir. Kalbi yeterli biçimde çalışmayan hasta, hastaneye götürülür. Hastanede küçük bir ameliyat uygulanırken kalbin görevini yardımcı bir cihaz devralır ve hastanın göğsüne minyatür bir sistem yerleştirilir. Kalp pili takılan hasta belirli aralıklarla kontrol için hastaneye gitmenin dışında herkes gibi normal bir hayat sürdürebilir.