TAN hakkında bilgi, ansiklopedik kaynak. Nedir, kimdir, nerededir, nasıl çalışır, nedenler, ne zaman sorularına cevap arayanlara, tan hakkında bilgi.
Alm. Morgen (-dämmerung f) (m), Fr. Aube (f) du jour, İng. Dawn. Güneş battıktan sonra ve doğmadan önce gökyüzünde hasıl olan alaca karanlık ve bu sırada güneş ışığına maruz üst atmosfer tabakalarından ışığın geldiği süre. Güneş batınca gökyüzünde batış ufku üzerinde önce kırmızılık meydana gelir. Bu renk gittikçe zayıflar, incelir. Fark edilmez olur. Sonra hafif sarımsı bir renk çıkar. Sarı renk de kaybolurken gayet hafif bir beyazlık hasıl olur. Beyazlık mevsime göre 10 ila 20 dakika kadar durduktan sonra kaybolur ve koyu bir siyahlık çöker. Güneş ufkun altına 17 derece inince kırmızılık, 19 derece inince de beyazlık kaybolur. Sabahları güneş doğmadan önce de bunun tersi olur. Güneş ufka 19 derece yaklaşınca beyazlık doğar. 18 derecede beyazlık ufuk boyunca yayılır. 17 derecede de kırmızılık görülür. Tan olayı esnasında güneşin ufuk altına 18 derece yaklaştığı an Astronomik Tan, 12 derece yaklaştığı an Notik (Nautic) Tan, 10 derece yaklaştığı an Rasat Tanı, 6 derece yaklaştığı an Sivil (Civil) Tan adını alır. Notik Tan sırasında bütün parlak yıldızlar görülür. Rasat Tanında ise ufuk da bellidir, yer ve zaman tayini gözlemleri kolayca yapılabilir. Sivil Tan sırasında ise hava aydınlanır ve yıldızların çoğu kaybolur. Atmosferdeki toz molekülleri, azot, oksijen ve diğer gaz iyonları ve atmosferin üst tabakalarındaki yoğunluğu çok az olan hava, tan olayına sebep olmaktadır. Güneş ışığının yanısıra güneşten gelen gaz iyonları da yerküresini çevirip, koruyan manyetik kalkana çarpar ve atomlar parçalanır. Protonlar (pozitif yüklü tanecikler) bir yöne, elektronlar (negatif yüklü zerrecikler) diğer bir yöne gider. Zaman zaman bunlardan bazıları bu kalkanı aşarak bir mıknatıs olan yerküresinin manyetik kutuplarına doğru çekilirler. Bu arada atmosferdeki mevcut gaz iyonlarına çarparak enerjilerinin bir kısmını ışık enerjisi olarak saçarlar. Böylece tan dışında da geceleyin gökyüzünde kutuplar civarında parlak ışıklar görünür. Bu olayın tana da tesiri olduğu sanılmaktadır. Atmosferin yerden 100 ila 1000 km kadar yüksekteki kısımlarından gelen bu ışıkların ve tan ışığının aydınlık nispeti atmosferdeki toz, bulut ve gaz miktarıyla çevredeki yüksek tepeler, binalar ve ağaçlar gibi ışığı yansıtan cisimlerin mevcudiyetine bağlıdır. Gözlem yapılan noktanın yeryüzünden yüksekliği arttıkça tan müddeti de azalır ve atmosferin üst tabakalarında sıfıra ulaşır. Tan süresi, bulunulan yerin enlemine ve güneşin deklinasyonuna (meyline) yani mevsimlere bağlıdır. Takriben 1,5 ila 2 saat sürer. Kuzey yarımkürede enlemi 66,5 dereceden büyük yerlerde yazın güneş hiç batmaz ve kışın hiç doğmaz. Güneyde bunun tersi olur. Enlemi 48,5 dereceden küçük olan yerlerde astronomik tan olayı daima vuku bulur. Enlemi 48,5 ile 66,5 derece arasında kalan yerlerde ise, sadece senenin bir kısmında tan olayı meydana gelir. Her sabahın fecri vardır, fakat her fecrin sabahı yoktur. Ekvator yakınında güneş hemen hemen ufka dik olarak doğar ve batar. Enlem derecesi arttıkça güneşin yörüngesi ufka eğik hale gelir ve ufuktan belli bir yüksekliğe (irtifaa) ulaşması daha uzun sürer. Güneş, batarken parlak bir ışıkla çevrilidir ve batı ile doğu cihetlerinde güneş ufkun altına indikten sonra kırmızı-sarı renkli şeritler zuhur eder. Doğu tarafında ufkun üzerindeki bu şeritler güneş ufuktan aşağı indikçe yükselir ve alttan karanlık çıkıp yükselmeğe başlar. Kırmızı bir sınırın altındaki bu karanlık, dünyanın gölgesidir. Ovalık yerlerde gözlenen bu şeritlere, yere yakın tozların güneş ışığını dağıtması sebep olur. Yüksek bir yerden bakınca toz etkisi az olacağından dünyanın gölgesi daha net görünür. Güneş ufuk altında 4 ila 10 derece alçaldığında dünyanın gölgesi süratle başucuna doğru ilerler ve doğuş tarafının kararması tamamlanır. Bu olay takriben 30 dakika sürer. Atmosfer olmasaydı tan meydana gelmez ve ayda olduğu gibi güneş batınca hemen tam karanlık çökerdi. Güneş ufka 20 dereceden daha yakınken atmosferin üst tabakaları aydınlıktır ve bu bölgeye gelen ışık dünyanın gölgede kalan kısmına yansır ve dağılır. Akşam tanına şafak da denir. Kırmızılığa şafak-ı ahmer (kırmızı şafak), beyazlığa şafak-ı beyaz (beyaz şafak) adı verilir. Şafak ’incelik’ demektir. Şefkat de buradan gelmektedir ve kalbin rikkati, inceliği anlamını taşır. Işığın azalarak incelmesi sebebiyle bu ad verilmiştir. Sabah tanı ise fecr olarak bilinmektedir. Akşam doğu tarafında siyah çizgi zuhur eder ve yükselerek semadaki aydınlığı yok eder. Sabah aynı yerde beyaz çizgi hasıl olur ve yükselip, karanlığı yok eder. Batıda, güneşin etrafındaki aydınlık leke, güneş yaklaşık ufkun iki derece altında bulunduğu zaman kaybolur. Bu sırada ufkun 25 derece üstüne kadar uzanan bölgede, güneşin üst kenarından yukarıya doğru erguvani bir ışık görülür, yani sarı, kırmızı, mavi karışımı bir renk süratle genişler ve kaybolur. Bu arada gökyüzü berrakken yerdeki cisimlere erguvani bir renk verecek şekilde netleşir. Bu erguvani ışığın şayan-ı kabul yegane izahı yaklaşık 10 km yüksekliğindeki hafif bir sis tabakasından dağıldığı şeklinde olmuştur. Mamafih bu da kat’i değildir. Erguvani ışık kaybolduktan sonra batıda ufkun 20 derece üstüne kadar geniş bir ışık yayı şeklinde yayılan tan parlaklığı (aydınlığı) görülür. Güneş ufkun 18 derece altında kalana kadar geçen 1,5 saat süre zarfında bu ışık tedricen ufka doğru iner. 60 km’nin üzerinde atmosfer aydınlanırken dağılımların üst üste gelerek birbirini kuvvetlendirmesi sonucu iyonize azot ve sodyumun hasıl ettiği parlak şerit şeklinde ışıklar ortaya çıkar. Tan olayı bilhassa akşam, yatsı, imsak ve sabah vakitlerinin tayininde; gemicilikte seyr sırasında vakit ve yer bulunmasında ve askerlikte muharebede ehemmiyet arz eder. TANDIR; Alm. Backvorrichtung (f); Kohlenbecken (n), Fr. Four (m), sans cheminée; chauffe-pieds (m), İng. Earth oven; heating arrengement. Isınmak için kullanılan bir çeşit mangal. Yere çukur kazılarak yapılan özel bir fırına da tandır denir. Eskiden kış soğuk geçen yerlerde alçak dört köşe bir masanın altına bir mangal konur ve bunun üzeri, tamamen örtecek, ateşten zarar görmeyecek şekilde pamuklu bir örtüyle kapatılırdı. Isınmak istiyenler bu örtüyü dizleri üzerine çekerler, ayaklarını mangalın etrafına koyarlardı. Sobaların olmadığı, mangalla ısıtmanın sağlanamadığı yerlerde bu usul çok kullanılırdı. Bazı yerlerde altı ayaklı, altı köşeli veya yuvarlak ağaç masa altına kendine mahsus bir mangala ateş konmak suretiyle de tandır yapılırdı. Bunun üzerine çapraz yorganlar daha üstüne halılar örtülürdü. Ayaklar masaya doğru uzatılarak ısınılırdı. Bu ısınma esnasında güzel fıkralar ve masallar anlatılırdı. Böyle tandır başında anlatılan masal, hikaye vs.lere Tandırname denirdi. Yere kazılarak yapılan tandırların derinliği daha ziyade 130-150 cm olur. Çaplarıysa 50-65 cm arasında değişir. Sıkı çamur, saman ve keçi tüyü ile hazırlanan karışımla yapılan tandırlar, güneşte kurutulur. Daha sonra yere kazılan çukura yerleştirilir. Tandırda mangal kömürü, odun gibi yakacaklar kullanılır. Genellikle burada kuzu kızartılır. Tandırda kuzu etini pişirmek için önce et temizlenir. Bir çengele asılarak üzeri iyice kapatılıp, tandır içinde pişmeye bırakılır. Buna tandır kebabı adı verilir. TANEN (Bkz. Tannik Asit) TANGANİKA (Bkz. Tanzanya) TANK; Alm. Panzer, Tank (m), Fr. Tank (m), İng. Tank. Ateş gücü, hareket kabiliyeti, darbe, sürat, baskın gibi askeri nitelikleri üzerinde toplayan, makineli tüfek, uçaksavar makineli tüfeği, top, sis havanı gibi silahlardan müteşekkil bir zırhlı savaş aracı. Bugünün tankı; motor bölmesi, kule (savaş bölmesi), şoför bölmesi, palet ve askı donanımı gibi ana bölmelerin bir araya gelmesiyle meydana gelir. Bu bölmeler bütün tanklarda vardır. Bugünün tanklarında mürettebat genellikle dört kişidir. Kule (savaş) bölmesinde tank komutanı, nişancı ve doldurucu olmak üzere üç kişi, şoför bölmesinde de bir kişi vardır. Tankların yürümesini palet ve askı donanımı sağlar. Motor bölmesinin hemen arkasında bulunan transmisyon, motordan aldığı gücü 90 derecelik açıyla, cer dişlilerine aktarır. Cer dişlisi de paletlerin dönmesini sağlar. Transmisyonun bir fonksiyonu da tankın nokta dönüşü yapmasını sağlamaktır. Tank bulunduğu noktada ileri geri gitmeden 360 derece dönme kabiliyetine sahiptir. Düşman mevzileri üzerinde nokta dönüşü yapan tank, mevzilerdeki düşmanı ezer. Paletlerin genişliği 70 cm civarındadır. Palet, çelik miller arasında sıkışmış kauçuk palet baklalarından meydana gelir. Dünya ordularında genellikle orta tanklar kullanılır. Bu tankların ağırlığı ortalama olarak 50 ton civarındadır. Ordumuzdaki Leopard’ın savaş ağırlığı 42 ton. M48T5’in 48 ton, M48A5Tl’in 54 tondur. Tankın meydana getirilmesinde dayanak olan ana fikir, yani oynak vurucu güç prensibi, hemen hemen harp tarihi kadar eskidir. Eski çağlarda kullanılan cenk arabaları, Anibal’ın, Kubilay Hanın, Timur’un kullandıkları harp filleri, aynı ana fikrin basit (iptidai) tatbikatlarıdır. Modern tank fikri Birinci Dünya Harbinde doğmuştur. Birinci Dünya Harbinde tankın etkisi görülmüştür. Dünya ordularında, zırhlı birlikler genellikle süvarinin yerini almıştır. Türk ordusuna ilk tank 1927 ve 1928’de katılmış olan, Fransız Renault tankıdır. Birinci Dünya Harbinden sonra İngiltere, Fransa Amerika, Rusya tank ve zırhlı araçlar üzerinde geliştirme faaliyetlerine girişmişlerdir. Alman zırhlı birliği tanklarında, general Guderian tarafından yapılan çalışmalarla azami sürat saatte 25-30 km’ye, tam dolu depo ile alınan yol 100-120 km’ye çıkarılmıştır. İkinci Dünya Harbinde Amerikalılar, halen İsrail’in modernize ederek kullandığı Sherman tankını kullanmışlardır. İlk tankların üzerindeki silahlar, insanlara karşı kullanılan makineli tüfek ve küçük çaplı, düşük ilk hızlı toplardan ibaretti. Günümüzde bu fikir değişti. Tanka karşı tank fikri esas alınarak, ilk hızı çok yüksek tank topları kullanılmaya başladı. Uçaklara karşı kullanılmak üzere makineli tüfek de yerleştirildi. Bugünün tankı, bir düşman tankını uzak mesafelerden ve hatta hareket halinde, gece-gündüz demeden birkaç saniye içinde, ateş altına alabilmektedir. 1930’lu yıllarda yapılan tankların azami sürati 25-30 km iken, gittikçe arttırılarak saatte 72 km’ye çıkmıştır. Modern tank, gece görüş cihazlarıyla 2000 m mesafeyi gözetleme ve ateş edebilme kabiliyetine ulaşmıştır. Dünya ordularındaki en süratli tank, saatte 72 km ile Alman Leopard-2 ve Amerikan Ml tanklarıdır. Hareket sahası (Bir dolu depoyla -1 ton- ikmal yapmadan aldığı yol) en çok olan tanklar 603 km ile İngiliz Valiant tankı, 600 km ile Türk ordusundaki Leopard-1A3Tl’dir. Modern tanka monteli telsizlerle 40-50 km uzaklıktaki birlikle görüşme imkanı vardır. Türkiye’de yapılan çok mükemmel özelliklere sahip Aselsan telsizler, tanklara monte edilmiştir. Paletlerin sağladığı ezici güç, baskın, sürat, zırh korunması, psikolojik baskı neticesinde tank, muharebe meydanının en güçlü silahı olarak kendini kabul ettirmiştir. Tanksavar silahı: Belli bir mesafeden zırhla korunmuş malzemeyi imha edebilen muharebe sahasının etkili bir silahıdır. Birinci Dünya Harbinden sonra yapılan harplerde daimi tahkimat sistemlerinin başarısızlıkları gelecek harplerde de özellikle zırhlı birliklere karşı azami derecede oynak ve elastiki bir tanksavar savunmasını mecburi kılmıştır. Harp tarihinde, tankların harekat alanına çıkışından günümüze kadar, zırh ve zırh delici silahlar arasında devam eden mücadele, modern teknik tanksavar silahların da etkili şekilde geliştirilmesini gerektirmiştir. Bugünün tanksavar silahlarıyla tahrip ve imha edilemeyecek bir tank mevcut değildir. Tanklara karşı mücadeleye geri tepmesiz toplarla başlanmış, roketatarlar, tanksavar, tüfek bombaları ve güdümlü füzelere kadar ulaşılmıştır. Tanksavar silah çeşitlerinin belli başlıları, Armbrus-300 Lanze, Milan, Dragon, Tow ve Swingfire’dir.